480

Dostlarımdan biri, birgün, Kur’ân-ı kerîmi merak etdiğini ve onu okumağa başladığını söylemişdi. O zemâna kadar, Kur’ân-ı kerîm hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Arkadaşımın Kur’ân-ı kerîm okumağa başladığını öğrenince, onun yanında küçük düşmemek için ben de Kur’ân-ı kerîmi tedkîk etmeğe karâr verdim ve İsveççe bir Kur’ân-ı kerîm tercemesini bulmak için şehrimizin kütübhânesine mürâce’at etdim. Oradan, böyle bir terceme buldum ve okumağa başladım. Kütübhâneden aldığım bir kitâbı ancak onbeş gün yanımda tutabiliyordum. Fekat, Kur’ân-ı kerîm, benim üzerimde o kadar büyük bir te’sîr yapdı ki, onbeş gün kâfî gelmedi. Kitâbı geri verdikden birkaç gün sonra, tekrar kütübhâneye gidiyor ve onu tekrar alıyordum. Böylece, her 15 günde bir geri vererek ve birkaç gün sonra tekrar alarak, bu Kur’ân-ı kerîm tercemesini def’alarca okudum. Kur’ân-ı kerîmi okudukça, ona hayrân oluyor ve müslimânlığın hakîkî din olduğuna inanmağa başlıyordum. 1950 senesi Kasım ayında, artık müslimân olmağa karâr vermişdim. Fekat islâmiyyetin hakîkî ma’nâsına vâkıf olmak ve onun derinliğine nüfûz etmek için biraz dahâ beklemek ve bu dîni biraz dahâ tedkîk etmek istiyordum. Bunun için, Stockholmda umûmî kütübhâneye giderek, islâm dîni hakkında yazılmış eserleri araşdırdım. Bu eserler arasında, Muhammed Alînin Kur’ân-ı kerîm tercemesini buldum. Muhammed Alînin, Kadıyânî ve Ahmedî denilen bir sapık teşkîlâtın mensûblarından olduğunu sonradan öğrendiğim hâlde, bu kifâyetsiz kimsenin yapmış olduğu tercemeden bile, çok fâidelendim. Artık müslimân olmak için hiç bir şübhem kalmamışdı. Müslimânlarla görüşmem işte o zemân başladı. 1952 senesinden i’tibâren onlarla birlikde ibâdetlere iştirâk etdim. Büyük bir tâli’ eseri olarak, Stockholmda müslimânlar tarafından te’sîs edilmiş bir cem’iyyet buldum. Onlarla tanışdım. Onlardan da, birçok şeyler öğrendim. 1372 hicrî senesinin Ramezân bayramında İngiltereye gitdim ve bayramın birinci günü (Woking) câmi’inde resmen müslimân oldum.

Müslimânlıkda beni kendisine en çok cezb eden şey, müslimânlığın son derece mantıkî bir din olmasıdır. İslâmiyyetde, akl-ı selîmin kabûl etmediği hiçbir şey yokdur. İslâmiyyet, Allahü teâlânın bir olduğuna inanmağı emr eder. Allahü teâlâ gafûr ve rahîm (afv edici ve çok merhametli)dir. İnsanlara râhat ve huzûr içinde yaşıyabilmeleri için, her an sayısız lutf ve ihsânlarda bulunur.

İslâm dîninde en çok sevdiğim şeylerden biri de, islâm dîninin yalnız Arabların dîni olmayıp, bütün insanların dîni olmasıdır.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.