401

Üçüncüsü, Allahü teâlâ, insanlara boş yere, fâidesiz birşey göndermez. Belâya karşılık, âhıretde ni’metler ihsân eder. Dünyâ belâları az, âhıretin ni’metleri ise, sonsuz olduğundan, gelen belâlara sevinirim) demişdir. Zemânımızda bile, hazret-i Alînin yolunda bulunarak kalbi temizlenen Ehl-i sünnetden birçoğu, derdlerden, belâlardan lezzet almakda iken, hazret-i Alînin belâdan lezzet almadığına, yıllarca sıkıntısını çekdiğine, ölürken de, bunun için milyonlarca müslimâna ve Eshâb-ı kirâma “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” düşmanlık edilmesini vasıyyet etmiş olduğuna, inanılabilir mi?

Hubb-i fillah ve buğd-i fillah için, ya’nî müslimânları, müslimân oldukları için sevmek lâzım geldiğini ve kâfirleri, İslâm düşmanı olanları da sevmemek lâzım geldiğini emr eden çeşidli âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler varken ve Eshâb-ı kirâmın hepsi, (Allah Onların hepsinden râzıdır. Onlar da, Allahü teâlâdan râzıdırlar) meâlindeki âyet-i kerîme ile müjdelenmiş iken ve Muhâcirîn-i kirâmı ve Ensâr-ı izâmı “rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecma’în” medh ve senâ eden sayısız hadîs-i şerîfler var iken ve bunlardan on danesi Cennet ile müjdelendikleri için (Aşere-i mübeşşere) adı ile şereflenmiş iken ve bunlara düşmanlık edilmemesi, çeşidli hadîs-i şerîfler ile bildirilmiş iken, Ehl-i beytin en üstünü ve ilm şehrinin kapısı olan hazret-i Alînin “radıyallahü anh” beni halîfe yapmadılar diye bunlara düşmanlık etmesi mümkin midir? Böyle çok çirkin bir işi yapdığını söylemek, O koca imâma dostluk mu olur, yoksa düşmanlık mı olur?

Cum’a nemâzına ve beş vakt nemâzın cemâ’atine gitmemenin suç olduğu âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle bildirilmişdir. Medîne-i münevverede farzların, Mescid-i Nebevîde kılındığı ve halîfenin imâm olduğu herkesce bilinmekdedir. Hazret-i Alî, bu üç halîfeye uyarak, nemâzlarını kıldığı için, kâfir dediği kimseye uymuş olur. Küfrünü bildiği kimsenin arkasında nemâz kılan kâfir olur. Bunların arkasında nemâz kılmadı ise, Cum’a ve cemâ’ati terk etmiş olur ki, bu da günâhdır. Hazret-i Alînin böyle suçları yapması imkânsızdır.

Hazret-i Alî, hazret-i Ömere “radıyallahü anhümâ” kerîmesini vermişdir. Kâfir olduğunu bildiği bir adama, kızını veren de kâfir olur. Bu ise, hazret-i Alîye hiç yakışır mı?

Buraya kadar, şî’îlerin ba’zısına yehûdîlerin uydurduğu hurûfî inanç ve yalanlarının bulaşmış olduğunu iyice anlatmış oluyoruz. Biraz da, bunun başlangıcını ve sebebini açıklıyalım. Hurûfîliği ortaya çıkaran, Abdüllah bin Sebe’ adında, Yemenli bir yehûdîdir. Muhammed “aleyhisselâm”ın ümmetini şaşırtmak, sapdırmak ve parçalamak için, bunu yapmışdır.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.