481

Bu kitâb-ı mübînin (ya’nî Kur’ân-ı kerîmin) ne kadar çok sağlam olduğu şundan da anlaşılır ki, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ba’zıları bildirdiği hâlde, tevâtür, ya’nî söz birliği hâlini almayan okuma şeklleri, ne kadar kuvvetli olsa bile, Kur’ândan olmak için kâfî görülmemişdir. Meselâ, yemîn keffâretini bildiren (üç gün oruc) âyet-i kerîmesini, Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü teâlâ anh”, (üç gün arka arkaya oruc) olarak bildirmiş ve bunu fıkh âlimleri vesîka bilerek, keffâret orucunun üç gün (mütetâbi’ât)olarak, ya’nî ard arda tutulması lâzım olmuşdur. Fekat Abdüllah ibni Mes’ûd hazretleri, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden, çok güvenilir ve çok sağlam bir zât olmakla berâber, sözünde yalnız kaldığı için (Mütetâbi’ât) kelimesi Kur’ân-ı kerîme girememişdir. İhtiyât olunarak bu kelimenin ma’nâsı alınmış ve yine ihtiyât olunarak Kur’ân-ı kerîme sokulmamışdır. Bunlara (Kırâet-i şâzze)denir.

Resûlullahın kendi sözlerine (Hadîs-i şerîf) denir. Hadîs-i şerîfleri de öğrenmek ve muhâfaza etmek için, şaşılacak bir dikkatle çalışılmışdır. Fahr-i âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem” her sözü, huzûrunda bulunan Eshâb tarafından ezberlenmiş ve işitmeyenlere ve sonra gelenlere söylenmişdir. Böylece, sonsuz bir denize benzeyen (İlm-i hadîs) meydâna gelmişdir. Kur’ân-ı kerîmin eşsiz bir mu’cize olduğu meydânda olmakla berâber, Mûsânın ve Îsânın “aleyhimesselâm” karışık ve karanlık târîhlere dayanarak Peygamber olduklarına inanıyorlar da, bütün hayâtı ve sözleri inceden inceye meydânda olan ve her hâli Peygamberliğine şâhid olan Muhammed “aleyhisselâm” niçin Peygamber olmasın? Yehûdîlerle hıristiyanların bu inkârlarına ve inâdlarına hem şaşılır, hem de teessüf olunur.

Milliyyet, insanın çalışması ile ve dilemesi ile elde edebileceği bir meziyyet değildir. Milliyyet, aynı vatanda, aynı toprakda doğup yetişenlerin, din, örf, âdet ve menfe’at birliğidir. Çalışmadan, doğuşda ele geçen bir ni’metdir. Bu ni’mete kavuşduran, Allahü teâlâya şükr etmek lâzımdır. Şükr etmek de, ni’metin devâm etmesi için ve kendisinden dahâ çok istifâde edilmesi için çalışmakla olur. İslâm dîni, Türk milliyetçiliğinin ayrılmaz parçasıdır ve bu milliyetçiliğin devâmı için ve kendisinden çok fâidelenmek için çalışmağı, sevişmeği, başka dinden olan vatandaşlara da, aynı hakları sağlamağı, adâletden, sosyal haklardan müsâvî olarak istifâde edilmesini emr etmekdedir. Bu emrlerin ve yukarıda yazılı millî vazîfelerin yapıldığı yerde yaşıyanların milliyyetcilikleri ile iftihâr etmeleri, bu ni’meti kendilerine bırakan ecdâdlarına, gâzîlerine, şehîdlerine, hayrlı düâ etmeleri lâzımdır. Bu birliklerinin, se’âdetlerinin sembolü olan istiklâl marşlarını ve bayraklarını sevmeli ve saymalıdırlar.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.