Süâl: Allahü teâlâ, herşeye kâdirdir. Dostlarına, hem dünyâda, hem de âhıretde ni’metler, lezzetler verseydi ve dünyâda verdiği lezzetler, âhıretde, bunların elem çekmesine sebeb olmasaydı, dahâ iyi olmaz mı idi?

Cevâb: Bunun çeşidli cevâbları vardır:

1. ci cevâb: — Dünyâda, birkaç gün derd, belâ çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlamazlardı ve ebedî ni’metlerin kıymetini bilmezlerdi. Açlık çekmiyen, yemeğin lezzetini anlamaz. Acı çekmiyen, râhatlığın kıymetini bilmez. Dünyâda bunlara elem vermek, sanki dâimî lezzetleri artdırmak içindir. Bu elemler, bir ni’met olup, câhil halkı denemek için, büyüklere verilen ni’metler, elem olarak gösterilmekdedir. Yabancılara elem şeklinde gösterilen, dostlar için ni’metdir.

2. ci cevâb: — Belâlar, sıkıntılar, câhil için sıkıntı ise de, bu büyüklere, sevdiklerinden gelen herşey, tatlı olmakdadır. Ni’metlerden lezzet aldıkları gibi, belâlardan da lezzet duyarlar. Hattâ, belâ sâdece sevgilinin arzûsu olup, kendi istekleri karışmadığı için, dahâ tatlı gelir. Ni’metlerde bu lezzet bulunamaz. Çünki, ni’metlerde, nefslerinin istekleri de vardır. Belâ gelince, nefsleri ağlamakda, inlemekdedir. Bu büyükler, belâyı ni’metden dahâ çok sever. Belâ, bunlara, ni’metden dahâ tatlı gelir. Bunların dünyâdan aldıkları lezzet, belâlardan, musîbetlerden gelmekdedir. Dünyâda derd ve belâ olmasaydı, bunların gözünde, dünyânın hiç değeri olmazdı. Dünyânın acı hâdiseleri olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. Fârisî nazm tercemesi:

Seni sevmekden maksadım,
derdi ve gammı tadmakdır.
Böyle olmasaydı arzûm,
dünyâda başka tat çokdur.

O hâlde, Allahü teâlânın dostları, dünyâda da, âhıretde de lezzetli ve sevinclidir. Derdlerden aldıkları lezzetler, âhıret lezzetlerinin azalmasına sebeb olmaz. Âhıret lezzetlerini gideren, câhillerin aradıkları lezzetlerdir. Yâ Rabbî! Dostlarına nasıl ihsân yapıyorsun ki, başkalarına verdiğin ni’metler, bunlara da rahmetdir. Onlara derd, elem olanlar da, bunlara ni’metdir. Başkaları ni’met gelince sevinir. Derd gelince üzülür. Bu büyükler, ni’metde de sevincli, derdde de sevinclidir. Çünki bunlar, işlerin güzelliğine, çirkinliğine bakmıyor. İşleri yapanın güzelliğine bakmakdadırlar. O, güzellerin güzelidir. İşleri yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olmakda ve tatlı gelmekdedir. Bu dünyâda, herşey, güzel olan yapıcının işi olduğundan, derd ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olmakdadır. Kendilerine tatlı gelmekdedir. Yâ Rabbî! Bu nasıl lutf ve ihsândır ki, bu gizli ve kıymetli ni’metleri, yabancılara sezdirmeden, dostlarına gönderiyorsun! Bunları, her ân, kendi arzûna râzı bulundurup, zevk ve lezzet içinde tutuyorsun! Başkalarına derd, ayb, aşağılık olarak gönderdiklerin, bunlar için, cemâl ve kemâl oluyor. Bunların arzûlarını, arzû edilmiyen şeyler içine yerleşdirdin. Dünyâ lezzet ve zevklerini, başkalarının tersine olarak, âhıret derecelerinin, lezzetlerinin artmasına sebeb eyledin. Bu, Allahü teâlânın büyük ni’metidir. Dilediğine ihsân eder. Allahü teâlâ, büyük ihsân sâhibidir.

3. cü cevâb: — Bu dünyâ, imtihân yeridir. Burada hak, bâtıl ile; haklı, haksız ile karışıkdır. Burada, dostlarına sıkıntılar, belâlar vermeseydi, yalnız düşmanlarına verseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihânın fâidesi kalmazdı. Hâlbuki, gayba îmân etmek lâzımdır. Dünyânın ve âhıretin bütün se’âdetleri, görmeden inanmağa bağlıdır. Hadîd sûresi, yirmibeşinci [25] âyetinin meâl-i şerîfi, (Allahü teâlâ, Peygamberlerine, gaybdan, görmeden, yardım edenleri bilmek için…) olup, bu hâl bildirilmekdedir. Dostlarını mihnet ve belâ içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Dünyâ, imtihân yeri oldu. Dostları, görünüşde belâda, hakîkatde ise, zevk ve lezzetdedir. Düşmanlar, böylece zarar, ziyân etmekdedir.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.