162 111-Mektub

111
YÜZONBİRİNCİ MEKTÛB

Bu mektûb, şeyh Hamîd-i Sünbülîye yazılmışdır. Tevhîd, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylerden kurtarmak olduğunu bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği kullarına selâmet olsun! (Tev­hîd) kalbi Allahü teâlâdan başka şeylere bağlanmakdan kurtarmak demek­dir. Kalbi mâ-sivâya çok az bile olsa, bir bağlılığı bulunan kimse, tevhîd sâ­hibi olamaz. [(Mâ-sivâ), Allahü teâlâdan başka şeylerin hepsi demekdir.] Bu ni’meti elde etmeden önce, vâhid, birdir demek ve vâhid bilmek, huzûr sâhiblerine göre boş lâf olur. Evet, îmân etmiş olmak için, vâhid demek ve vâhid bilmek lâzımdır. Fekat bu, Allahü teâlâdan başka tapınacak hiçbir­şey yokdur, demekdir. Allahü teâlâdan başka hiçbirşey var değildir demek­le, onun arasındaki başkalık meydândadır. Tasdîk, îmân, ilmle olur. Vicdân­la anlamak ise bir hâldir. Bu hâle kavuşmadan önce, bunun üzerinde ko­nuşmak doğru olmaz. Büyükler arasında, bu hâlden söz edenler, şu ikisin­den biridirler: Yâ kendilerini hâl kaplıyarak örtülmüşlerdir. Bunun için, sor­guya çekilmez, suçlanmazlar. Yâhud, hâllerini başkalarına örnek olmak için bildirmişlerdir. Böylece, başkaları, kendi hâllerini, bu büyüklerin hâlleri ile ölçerek, doğru olup olmadıklarını anlasınlar. Bu ikisinden başka sebeble, hâlini, sırrını açıklamak yasakdır. Hak teâlâ, o büyüklerin hâllerinden az birşey, biz yabancılara da ihsân eylesin! Muhammed Mustafânın sünnet-i seniyyesine [ya’nî ahkâm-ı islâmiyyeye] yapışmakla şereflendirsin “alâ masdarihessalâtü vesselâmü vettehıyye”! Sevgili Peygamberi “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve Onun Âli “radıyallahü teâlâ aleyhim ec­ma’în” hurmetleri için bu düâmızı kabûl buyursun! Âmîn! Ayrıca başını­zı ağrıtayım ki, bu düâcınızın mektûbunu getiren, meyân şeyh Abdülfettâh hâfız, olgun bir kimsedir. Bir insan evlâdıdır. Bakacağı kimseleri çokdur. Kızlar babasıdır. Geçim darlığından dolayı ihsân sâhiblerine baş vurmak­dadır. Beklediğine kavuşacağını umarım. Başınızı dahâ çok ağrıtmakdan çekindim.